Besê Erzincan: Kadın özgürlük mücadeleleri özgürlüğe giden stratejik yoldu

KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan, kadınların bekleyerek ya da sadece tepkiyle değil, alternatifi inşa ederek kurtulabileceğine dikkat çekti.

0

BEHDİNAN – KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan, dünya, Kürdistan ve Türkiye’deki kadın mücadelesi açısından 2019 yılını değerlendirdi.

Besê Erzincan, “Kendi aklımızla bakınca başarıyoruz” diyerek, dünyada da kadın mücadelelerinin zirveye ulaştığını vurguladı. Kadınların inşa eden rolde olması gerektiğini söyleyen Erzincan, “2020 yılını kadın özgürlük yılı yapacağız” mesajını verdi. Erzincan, insanlığın tüm krizlerine karşı Halklar Önderi Abdullah Öcalan’ın perspektiflerinin çözüm olabileceğini kaydetti.

‘YABANCILAŞAN KADIN ÖZGÜR OLAMAZ’

Erzincan’ın değerlendirmeleri şöyle:

“Öncelikle tüm Kürdistan şehitlerini saygı ve minnetle anıyoruz. Anılarına özgür Kürdistan ve özgür toplum, özgür kadın ve erkeklerin yaratılacağı sözünü yeniliyoruz. Önder Apo’yu sevgi ve saygı ile selamlıyoruz. Önder Apo’nun yaşamı, direnişi ve özgürlük duruşu, tüm ötekileştirilenlerin mücadelesi için bir ışık, yol gösterici kılavuzdur.

2019 yılı itibarı ile halkımızın faşist Türk devleti karşısında yurtseverlikle dolu onurlu duruşunu, dağlarda, zindanlarda direnen binlerce PKK-PAJK özgürlük savaşçısının, insanlarımızın direnişini saygı, sevgi ile selamlıyorum. Zindan direnişçilerinin duruşu ve direnişi bizim temel güç kaynaklarımızdandır.

Kadınlar olarak içinde yaşadığımız çağın, yılın doğru bir tarifini yapmak ve gelecekte neler yapılacağına ilişkin kısa, orta ve uzun vadede yapılabilecekleri hedeflemek, planlamak hayatidir.

Zaten yaşama, döneme dair sorgulayıcı tarifi olmayan kadınlar, egemen erkek sistemin yaşam kalıplarını kabul etmiş demektir. Bizler ‘içerilmiş kölelik’ kavramını daha iyi tartışmalı ve kendi benliğimizden söküp atmalıyız. Kendine yabancılaşan, kendine ait olmayan kadın özgürleşemez.

‘KENDİ AKLIMIZLA BAKINCA BAŞARIYORUZ’

Bu nedenle kadınlar olarak kendi aklımızla, yüreğimizle yaşama bakmayı başarabildiğimizde ihtiyaçlarımızın tespitini doğru yapabiliyoruz. Dönemlerin karakteristik özelliklerinin tahlillerini geliştiriyoruz. Bu temelde irademizle, örgütlülüğümüzle planlamalar yapıyoruz, mücadele ediyoruz. Sonuç alıcı başarıları kazanabiliyoruz.

Böylesi bir yaklaşım içinde olduğumuzda, önümüze engeller çıktığında büyük moral, inanç, kendine güven ile işlerin içine girdiğimizden bizi hiçbir güç durduramıyor. Mutlaka bir biçimde istediklerimizi, arzu ettiklerimizi elde edebiliyoruz. Düşünmek, kendin olmanın mücadelesini vermek, azimli olmak, pratikte inandıklarımızın hayata geçmesi için inatçı bir şekilde inisiyatifi elde tutup çalışmak mutlaka belli bir etkiyi, sonuca ulaşmayı ve başarıyı getiriyor. Dolayısıyla öncelikle 2020 yılının kadınlar için bir kazanım yılı olabilmesi için doğru yöntemde ısrarlı olmalıyız. Düşüncemiz ve pratik yaşamımız birbiri ile uyumlu olmalı, birbirini desteklemeli. Özgürleşmenin altın anahtarı, işi kendimizden başlatmaktır.

‘BEKLEYEREK KURTULUŞ OLMAZ’

İnsanlık tarihinde çokça görülmüştür: Bazen çok kısa süreli gibi görünen zaman dilimlerine yüzyıllar sığar. Yaşananlar hızlı ve yoğunlukludur. Hızın ve yoğunluğun sebebi insanlık yaşamının nereye doğru gideceğinin belirsizliğinden, çatışmaların, çelişkilerin keskinleşmesinden kaynaklanır. Böylesi dönemlerde hangi güç iyi bir mücadele, doğru bir strateji, taktik izleyip öncülük yaparsa o kazanır. Özgürlüğün sosyolojisi denilen olay toplumlar açısından budur. Özgürlük zamanlarını hissedip toplumların, bireylerin hegemonik sisteme karşı bir yaşam duruşu ve tutumunu sergilemesidir. Özellikle değişim ve dönüşüm zamanlarında ötekileştirilenlerin ideolojik netliği, iradesi, öncülüğü, örgütlülüğü, eylemselliği yaşamın gidişatını belirler.
2019 yılı da kadınlar açısından böyle bir yıl oldu. Hızlı, yoğunluklu ama özgürlük tercihlerimizin net olması sebebi ile tüm zorlanmalara rağmen belli sonuçlar almayı başardık. Kadın mücadelesi 2019 yılı itibarı ile büyüyüp gelişiyor.

Dünyada hegemonik sistemin yarattığı korkunç tabloya baktığımızda içinde yaşadığımız durumun tahmin ettiğimizden öte bir yerde olduğunun farkındayız.

Yaşadıklarımızı geçen yüzyıllarla karşılaştıramayız. Şimdi “bu insanlık çelişkileri, savaşları, ölümleri, yıkımları, kadın katliamları, iş cinayetleri, göçleri, yoksulluğu, işsizlikleri olsa bile yine de bir biçimde toplumlar yaşar, sürdürür” diyemiyoruz. Çünkü nükleer savaş tehdidi, iklimsel krizler başta olmak üzere yukarıda saydığımız nedenlerin tümü bize insanlığın yok oluş verilerini bir bir anlatıyor. Umutsuzluğa, kaderciliğe kapılmadan dönemi ve yapacaklarımızı değerlendirmeliyiz. Mücadele ederek bir biçimde başaracağımıza inanmalıyız.

‘SOSYAL DEMOKRAT PARTİLER GÜVEN VERMİYOR’

Dünyada, Ortadoğu ve Kürdistan’da devletçi ve iktidarcı güçlerin en çok teşhir olduğu bir dönemi yaşadık. Parlamenter rejimlere, seçimlere duyulan inanç son derece zayıfladı. Avrupa’daki sosyal demokrat partilerin, Türkiye’de CHP’nin yenilgilerini, iktidara gelemeyişlerini de iyi anlamak gerekir. Söylemde muhafazakar ve sağcı partilerden farklı konuşan, ancak uygulamaya geldiğinde demokrasi, ekonomi, kadın politikalarında pek de farklılık yaratamayan, iktidardaki diğer partilere benzeşen bu partiler doğal olarak toplumda hiçbir biçimde güven yaratmıyorlar. İktidarın yedeği, eklemi olarak aslında sistemin bekçiliği görevini yapmaktan kendilerini kurtaramıyorlar.

20. Yüzyıl’da sosyal demokrat partilerin, reel sosyalist partilerin kapitalist sisteme nasıl eklemlendiğini gördük. Bu sol, sosyalist çevrelerde inançsızlık ve kırılma yaratmıştı. Bu tıkanıklık insanlığın arayışlarını arttırdı.

Yeni söylemler, ideolojik argümanlar, örgüt modelleri üzerine şimdi tartışılıyor. Reel sosyalizmin dogmatizmi aşılıyor. Yeni çareler, yöntemler üzerinde duruluyor. Kadınlar olarak aslında dogmatizmi aşmak daha kolaydır. Hem kadın karakterinin doğası gereği ama hem de reel sosyalizmin, sosyal demokrat partilerin kadın özgürlük mücadelesine yaklaşım biçimleri kadınların eleştiri yapmasını daha kolay kıldı. Feministlerin ve anarşistlerin reel sosyalist partilere yaptıkları kimi temel eleştiriler doğruydu.

Örneğin kadınlar bekledikleri ve umdukları demokrasi, özgürlük, eşitlik ilkelerini bu mücadelelerde de yeteri kadar bulamadılar. Dolayısıyla kadınların arayışları güçlüydü. Reel sosyalizm mücadelesi içinde olan kadınlar da özgün bir kadın bilinci ve bakışı, örgütlülüğü yaratamadılar. Ancak insanlık mücadelesine çok büyük fedakârlık ve cesaret, bilinçle değerli katkılarını sundular.

‘KADIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELELERİ KURTULUŞA GİDEN STRATEJİK YOLDUR’

Günümüzde insanlığın yarısını ve özünü temsil eden kadınların sömürüsü ve bundan kurtuluş mücadelesi temel stratejik gündemdir. Hegemonik sistem kadın tarihini, sorunlarını her ne kadar görünmez kılmaya çalışsa da kadınlarda yaşanan aydınlanma tam tersi bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Kadınların ruhsal, bedensel derinlikli sömürüsü üzerinden insanlığa karşı gelişen büyük saldırı artık reddedilmekte, kabul edilmemektedir.
Kadın özgürlüğü stratejik bir mücadele alanı olarak insanlığın en canlı gündemleri arasındadır. Hegemonik sistemin yumuşak karnı kadın özgürlük mücadeleleridir. Bu yüzden kadınlara karşı saldırı ve düşmanlık politikaları en üst düzeye ulaşmıştır. Diğer yandan da erkek egemen sistem kadın hareketlerine karşı içten yapılan müdahalelerle sonuç alınmak istemiştir.

Örneğin kadın özgürleşme tarihinde feminizm büyük mücadelelerle önemli kadın kazanımları yaratmıştır. Feminizm kadın aydınlanması ve bilinçlenmesinde ve yine pratik olarak birçok kadın haklarının elde edilmesinde, kadın yaşamlarının düzeltilmesine çok önemli bir mücadele ile ciddi birikim, külliyat oluşturmuştur. Karanlıkta kalan kadın hakikatinin aydınlatılması, kadın sömürüsünün ortaya çıkarılmasında kadın bedeni, kadın emeği başta olmak üzere egemen erkek sistemin inceltilmiş sömürü biçimleri değerlendirilmiştir. Bu konuda çok büyük bir emek, bilinç yaratma söz konusudur. Bu nedenle de kapitalist modernist sistemin özelde 1970’ler sonrası kadın özgürlük mücadelelerine yaklaşım ve politikalarında kapsamlı, incelikli bir ele alışla yönelimi olduğunu görmekteyiz.

1968 gençlik hareketleri sadece ABD’ye karşı değil, aynı biçimde reel sosyalizme duyulan tepki ve hayal kırıklıklarının bir sonucu idi. Reel sosyalizm kadınlar açısından özgürlük getirmedi. Ataerkil politikalar devam etti. 1968’de gelişen devrimci hareketlenmelerde kadınlar, kadın özgürlük istemleri temelindeki talepleri ile bu hareketlerin içinde, arasında yer almaktaydı. Bu verili sistemde büyük bir korku, endişe yarattı. Bu nedenle 1970’ler sonrası kadınların bu stratejik durumu dikkate alınarak buna karşı politikalar ve taktikler geliştirildi. Hegemonik sistem feminizm ve kadın özgürlük hareketleri üzerinde durarak özgürlük hareketlerini sistem içileştiren bir politikayı esas aldı.

Örneğin salt bireysel özgürlük çıkışlarını öne çıkaran, destekleyen, benimseyen, feminist düşünürleri üniversitelere hapseden, elitleştiren politikaları bir biçimde destekledi. Feministler devletin kurumları içinde çalışmalar yaptılar. Halen de ABD, Avrupa ülkelerinde böyle bir durum var. Dolayısıyla feminizmin üzerindeki kapitalist modernist yaşam etkilerinin güçlü değerlendirilmesi gerekir. Toplumsal özgürlüğü yeterince esas almayan, bunun için çalışmayan strateji ve taktikler sürekli olarak egemen sistemi bir biçimde güçlendirdi.

Pozitivizm yani parçalılık en fazla da kadın özgürlük mücadelelerini etkiledi. Bireysel özgürlük, parçalılık kadın özgün örgütlenmelerini, kadınların kolektif iradelerinin, kadın renginin ortaya çıkışını engelledi. Bu temelde modernist yaşam ve düşüncenin feminist kadınlar üzerinde etkili olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır.

Tüm bunlara rağmen feminist hareketler, feministler de kadınların özgürlük mücadelesinde ciddi bir arayış, mücadele sahibi oldular. Kadınlara öncülük etmeye çalıştılar. Bu yönü ile feministlerin mücadelesine, direnişine de doğru yaklaşmamız; sahiplenmemiz gerekir. Emeklerinin, son derece anlamlı çalışmalarının hakkının verilmesi kadın özgürlük mücadelesinin karakteri gereğidir.

‘KRİZLER ÖNDERİMİZ ÖCALAN’IN ÇÖZÜMÜYLE AŞILIR’

21. Yüzyıl itibarı ile kapitalist sistem artık reformlarla bir değişim yaşama
yönünü giderek kaybetmektedir. Daha köklü radikal demokratik rejimlerin geliştirilmesi ile sorunlar çözülebilir.

Bu temelde Önderimiz Abdullah Öcalan’ın İmralı savunmalarında ortaya koymuş olduğu demokratik konfederalizm, demokratik ulus, demokratik özerklik modelleri ile kadın özgürlükçü-demokratik- ekolojik eksenli paradigmasının, çözüm perspektifinin doğruluğu çok açık ve net ortaya çıkmaktadır. Önderliğimizin insanlığın kurtuluşu için geliştirdiği önermeler her zamankinden çok daha fazla yerini buldu. Bunların ilgili çevrelerce incelenmesi, tartışılması gerekir.

Günümüz itibarıyla dünyada gelişen halkların, kadınların ayaklanmaları ve bunların nasıl bir sonuca doğru evrileceği meselesi önemli. Bu ayaklanmalar sadece protesto hareketlerinden çıkıp alternatif bir sistem yaratma çalışmalarını yapabilirler mi? Sadece devletin demokratikleşmesi değil, mahallelerden başlayarak kendi öz yönetimlerini, sistemlerini yaratabilirler mi? Ayaklanmaların öncülükleri var mıdır? Varsa nasıl bir alternatif yaşam pratikleşmesi olacaktır?

Dünyadaki halkların, kadınların ayaklanmalarında bunun da temel bir sorun olduğunu düşünüyoruz. Elbette her ayaklanma, her talep hegemonik sistemi geriletiyor. Emekçiler, kadınlar, ötekileştirilenler birtakım hakları elde ediyorlar. Ancak 21. Yüzyılın kapsamlı sorunları karşısında bütünlüklü, birbirinin içine geçen, birbirini destekleyen bir paradigmatik bakış ve sistem inşası gereklidir. Ele alınması, tartışılması gereken durum bu olmaktadır.

Bu ayaklanmalar tarihi ve önemli olmakla birlikte alternatif bir sistemin nasıl yaratılacağı konusundaki muğlaklıklar nedeni ile sürekli hegemonik sistemin müdahalelerine, yönlendirmelerine maruz kalıyor. Bu nedenle önderliğimizin toplumun sorunlarına yönelik geliştirdiği alternatif sistem çok önemlidir. Üçüncü yol, alternatif sistemin yaratılmasıdır. Ötekileştirilenlerin irade, söz hakkı ve karar gücü olmasıdır. Bu nedenle tüm özgürlükçü güçlerin önderliğimizin özelde son savunmasının tekrardan okuması ve uygulanma için herkesin çalışılması önemli olmaktadır.

Başta da belirttiğimiz gibi sorun sadece var olan siyasi durumları, yapılanları değerlendirmek değildir. Bununla birlikte asıl olan hangi yöntemlerle, mücadelelerle barışa, eşitliğe, özgürlüğe, refaha kavuşulacağıdır. Demokrasi radikal bir biçimde geliştirilmeden, bir sisteme dönüşmeden kalıcı ve köklü çözümler gelişemez. Dahası bir örgütlülükten, sistem kurmadan yoksun ayaklanmalar ezildiklerinde, hegemonik sistem kendisini daha derinlikli bir biçimde kurumlaştırabiliyor.

‘DÜNYADA KADIN MÜCADELELERİ ZİRVEYE ULAŞTI’

Dünyada kadınlar devletçi ve iktidarcı güçlere karşı geliştirilen tüm ayaklanmalara aktif katılarak öncü rolü oynadılar. Hem parlamenter sistem içinde Kuzey İskandinavya’da, Amerika’da olduğu gibi hem de parlamenter sistem dışındaki iklim krizleri ve toplumsal sorunlara dair gelişen her çalışmanın, çeşitli ayaklanmanın içinde yer aldılar. Diğer yandan da sadece kadın sorunlarının çözümünü hedefleyen kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddette, kürtaj hakkına vb. mücadelelerin tümünü yürüttüler. Dünyadaki ayaklanmaların sürekli ve radikal olmasında belirleyici oldular.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü, kadınların kitlesel katılımları ile geçti. Dünyada 25 Kasım’ın temel bir gündemi de Rojava devriminin savunulması oldu.

Dolayısıyla kadın özgürlük mücadelesinin önümüzdeki yıllarda çok ciddi bir artış göstereceğinin tüm işaretlerini bu eylemliliklerde gördük. Bu tablo dünyada kadınların artık insanlık sorunlarını daha bütünlüklü ele aldığını gösteriyor. Küçük, marjinal etkisiz gibi görünen kimi gruplar birleştiklerinde ortaya güçlü, değiştirici, dönüştürücü bir potansiyel ve enerji çıkarabiliyor.

Dünyanın tüm kıtalarında kadın özgürlük hareketlerinin çalışmaları birbirinden güçlü etkileniyor. İspanya’da on binlerce kadın yürüdü. Hindistan, Filistin, Filipinler, ABD, Afganistan, İsrail’deki kadınlar eylemler yaptı. Sanat ve akademi dünyasında çok önemli bir kadın duyarlılığı gelişmiştir. Eylemlere bir biçimde katılıyorlar. Son olarak Şili’de radikal, devlet karşıtı söylemlerle dolu dans gösterisi aslında tüm kadınların düşüncelerini ortaya koyduğu için evrenselleşti. Sadece Türkiye’de kadınların yaptığı bu eyleme müdahale edildi. Bu da Türk devletinin dünyadaki en faşist devlet olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Bu anlamda kadın hakları ve özgürlüğü mücadelesinde, Türkiye’de HDP başta olmak üzere, CHP’deki, İslamcı partilerdeki kadınlar ve hatta AKP’deki kimi kadınların daha fazla kadın mücadelesine sahip çıkacakları bir dönemin içindeyiz. Kürdistan’daki kadınlar da kendi renkleri, folklorik kıyafetleri, söylemleri ile dünyadaki kadın hareketlerine bir biçimde katkı sunuyor. Kürt kadınlarının her kadın eylemini desteklemeli, kendine özgü eylem biçimlerini oldukları her coğrafyada geliştirmeleri gerekir. Yine Türkiyeli kadınların bunu yapması önemlidir. İslam’ın inanç ve düşüncelerini benimseyen kadınlar da kendilerine has eylem biçimleri geliştirebilirler. Birleşik eylemler de yapılabilir. Türkiyeli, Kürdistanlı kadınların eylemleri Ortadoğu’ya has bir şekilde olabilir. Bu tarz bir öncülük geliştirilebilir.

Şili örneğinde görüldüğü gibi Latin Amerika dünyada kadınlar açısından önemli bir öncülük yapmakta. Her ülkedeki kadınlar devletin, erkeğin somut yönelimlerine bir tepki ve karşı koyuş gösterdiğinde, örgütlü ve kararlı durduğunda sonuç alabiliyor. Sorunu dünyanın gündemine koyabiliyor.

Ortadoğu’da Irak, Lübnan, İran’da kadınlar adaletsizliklerin karşısındaki ayaklanmalarda öncü oldular.

‘KADIN GERİLLALAR TEMEL GÜÇ KAYNAĞI’

Kürt kadınları açısından Leyla Güven öncülüğünde Kuzey Kürdistan’daki açlık grevleri, bu direnişin ardından Rojava’da Kuzey-Doğu Suriyeli kadınların faşist Türk devletinin işgaline karşı direnişleri gelişti. Rojava devriminin bir kadın devrimi, yani alternatif bir kadın yaşamı örgütleme çabaları bilindiğinden, tüm dünya kadınları Rojava’yı savunma temelinde bir birlik oluşturdu. Rojava direnişi aynı zamanda egemen erkek sisteme, hegemonik yapılanmalara karşı bir direnmeydi.

Burada Kürdistan dağlarında YJA STAR gerillalarının özgürlük duruşunu iyi görmek ve değerlendirmek gerekir. Her bir YJA STAR gerillası ataerkil sisteme başkaldırıyı temsil etmektedir. Kadın gerillalar dünyadaki kadın özgürlük mücadelelerinin, insanlık mücadelelerinin temel güç kaynaklarıdır. Gerilla savaşımız tüm dünyayı etkilemektedir. 2019 yılı itibarıyla YJA star gerillaları tüm Kürdistan’da faşist Türk devletine karşı direnerek egemen erkek sistemi reddettiklerini bir kez daha ortaya koydular.

Bu temelde 2019 yılı itibarı ile kadınlar geleceği özgürce yaratma iddia ve kararlılıklarını bir kez daha ortaya koymuş oldular. Kürt kadınlarının ulusal birliği, Ortadoğu’da ve dünyadaki kadın birlikteliği, ortaklaşması, ittifakların yaratılması zeminleri güçlendi. Dünyadaki kadınların çok daha fazla birbirine yaklaştığı, birbirini hissettiği bir dönemin içindeyiz.

Jineoloji Kürt kadınların öncülüğünde tüm dünya kadınlarının gündemindedir. Önemli bir tartışma ve örgütlülük düzeyi yakalanmıştır. 21. Yüzyıla jineoloji ile ilerliyoruz. Kadın biliminin gelişimi ile derinlikli ideolojik çalışmalarla yönümüzü net görüyor ve çalışmalarımıza ivme kazandırıyoruz.

‘YAŞANACAK DÜNYAMIZ BİLE OLMAZ’ UYARISI

Egemen erkekliğin yarattığı dünya büyük insanlık trajedilerine yol açtı. 20. Yüzyıl’da kadınlar olarak insanlığın bu felaket tablolarından sürekli erkeği sorumlu tutuyorduk, eleştiriyorduk. Bu doğruydu. Ancak 21. Yüzyıl itibarı ile sadece erkekleri eleştirmek, sorgulamak yetmiyor. Bu kadar bilinçlenmiş, örgütlenmiş kadın gerçekliği oluştu. Yani insanlığın durumundan biz de sorumluyuz. Biz, oluşan kadın bilinç ve örgütlülüğümüzle erkek egemen dünyaya karşı etkili mücadele yürütmezsek, alternatif özgür yaşamı, sistemi yaratamazsak, irademizi ortaya koyamazsak artık yaşanacak bir dünyamız bile olmayabilir.

21. Yüzyılın insanca değerler etrafında şekillenmesini sağlayamazsak, demokratik, ekolojik, özgürlükçü bir dünya yaratma mücadelesini güçlü yürütemezsek, insanlığın yaşadığı trajedilere tavır koymazsak, biz de sorumlu oluruz. Bu bağlamda kadınlar olarak yeni bir yaşamı yaratmanın iddiası ve kararlılığı içindeyiz. Gelişmeler var. Kadınlar ayaktadır. Ümidimiz yüksektir. Mutlaka başarmanın azmi, inadı içindeyiz. 2020 yılını mücadele ve direniş ile kadın özgürlük yılı yapacağız.

2020 yılının bir kadın özgürleşme yılı olacağını söylemek şimdiden mümkündür.”

Yarın: 2020’de kazanma ihtimalimiz yüksek

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.